|
BİLGİ İSTASYONU BUTİK KREŞ & ÇOCUK KULÜBÜ
Yuvaların Çocuğun Hayatındaki Yeri..
Günümüzde iki ile altı yaş arasındaki çocukların oyun gereksinimini en iyi karşılayan ortam hiç kuşkusuz Anaokulu, anasınıfı, kreş ve yuvalardır. Kent yaşayışının sıkışık düzeni, oyun alanlarının azlığı ve çalışan anne sayısının çoğalışı yuvaların, kreş, anasınıfı ve anaokullarının önemini arttırmıştır.
Anaokulunu dar anlamda öğretim yapan bir yuva olarak görmek yanlıştır.
Kimi ana babalar çocuğun anaokulunda, anasınıflarında kreşlerde, her gün yeni bir şeyler öğrenmesini beklerler.
Yuvalarının kurucusu FROBEL ’ in belirttiği gibi, yuvanın amacı çocukta öğrenmeye ilgi uyandırmaktır. Anaokulu, anasınıfı, yuva ve kreşler çocuğa bilgiler aktarmaktan çok, çocuğun içinde var olan yeteneklerin serpilmesine yardım etmek için vardırlar.
Çocuk evleri, çocuğa en uygun oyun ortamı sağlayan yerlerdir. Kreşlerde, evde pek bulamadığı olanakları bulur. Yuva da İkili, üçlü ve toplu oyunlara yönelir. Kreş, yuva, anasınıfı ve anaokulların da, yaşıtlarıyla ilişki kurabilmeyi öğrenir. İşbirliği yapma alışkanlığı, yuvada paylaşmayı ve kendi kendini korurken başkalarının hakkını da gözetmeyi öğrenir. Kendini savunma ve uzlaşma zorunluluğunu öğrenir. Kısacası kendi bencilliğinden sıyrılır. Okul da ana babasından ayrı kalmaya alışır; kendi kanatlarıyla uçmaya başlar.
Bu toplumsal nitelikleri açıktır ki, çocuk ancak evinden ayrı kaldığı süre içinde Anaokulunda, anasınıfı, kreş ve yuva, bağımsız yemek yeme, giyinme, kendi işini kendi görme alışkanlıkları edinir. Okul da böylece bağımsızlığa doğru adımlar atar.
Yuvaların en iyi yönü, çocuğa koruyucu bir ortamda sağladığı özgür davranma olanağıdır. Kendi evinde de özgür davranabilir, ancak yuvada toplumsal kurallar ile sınırlı bir özgürlük vardır. Okulda çocuk kuralları öğrenirken özgürlük alanını da birlikte genişletir. Evdeki özgürlükten ayrı olarak daha çok sorumluluk gerektiren bir özgürlüktür bu.
Yuvanın özgür ve uyarıcı ortamı çocuklarda zihin gelişmesini hızlandırır anlama ve anlatım güçleri artar, dil dağarcığı zenginleşir.
Başarısızlık söz konusu olmadığı için çocuk serpilen yeteneklerini korkusuzca kullanır, geliştirir. Yuva, kreş, anaokullarında çekingen ve sıkılgan çocukların daha girişken ve güvenli olmalarını sağlar. Ebeveyn dizi dibinde büyüyen bir çocuk başlangıçta anneden ayrılırken tedirgin olsa da bağımsız olmayı öğrenir. Tersine çok şımartılmış, dizginlenmemiş çocuklar da yuva, okul, kreş, anaokulların da daha az bencil ve daha çok toplumsal davranmayı öğrenirler.
ÇOCUKLARIN OKULA BAŞLAMA YAŞI:
Çocuk ihtiyacı olan tüm bilgi ve becerilere sahip olarak dünyaya gelmez. Çocuklara yeni öğrenme ortamları hazırlanması onların gelecekteki başarıları üzerinde çok büyük önem taşır. Bundan dolayıdır ki; Anaokulu eğitimi çocukların zeka gelişimleri, kişiliklerinin şekillenmesi ve sosyalleşmeleri açısından çok önemlidir.
Ancak burada çok önemle üzerinde durulması gereken nokta çocuğun Anaokuluna başlayabilmesi için belli bir olgunluk düzeyine erişmiş olmasıdır ki; bu da eğer bir zorunluluk yoksa 2,5-3 yaştan önce kesinlikle olmamalıdır.
Özellikle Anaokuluna başlangıç yaşı olarak eğer zorunluluk yoksa kesinlikle 2,5 yaştan önce düşünülmemelidir. Çünkü bu yaştaki bir çocuk daha fazla dürtüleri ile hareket eder. Ben merkezcidir ve ihtiyaçlarını, arzularını hemen gerçekleştirmeyi ister. Bu yaştaki çocuk kurallara uymakta zorlanır, kendine güven duygusu henüz tam oluşmadığı için çocuğun okula alışması uzun zaman alır hatta okulu reddetme görülebilir. Çocuğun benlik saygısı zedelenebilir.
Çocuğun Anaokuluna başlayabilmesi için tuvalet eğitimini kazanmış olması, öz bakım becerilerini ve günlük temizlik alışkanlığı ile bir ölçüde göz-el koordinasyonunu genel anlamı ile kazanmış olması gerekir. Bu sayede çocuk okul ortamına daha kolay uyum sağlayabilir ve okul onun için keyif alınan, paylaşımda bulunulan bir yer haline gelir.
3 yaşından itibaren Anaokuluna başlamada hiç tereddüt edilmemelidir. Artık çocuk genel anlamı ile Anaokulundaki eğitimi takip edebilecek olgunluğa erişmiştir. Fakat bu her zaman Anaokuluna başlamadan hiçbir sorun yada sıkıntının yaşanmaması anlamına gelmemektedir.
Bazen çocuk okula başladığı ilk günlerde okula gitmek istemeyebilir, ebeveyninden kopmak istemeyebilir. Çocukta belki daha önce bu konuda yaşadığı bir olumsuz deneyim yada ebeveyn, arkadaş veya kendinden yaşça büyük çocukların okulla ilgili hoş olmayan anılarını çocukla paylaşmış olmaları çocukta okula karşı olumsuz duygu ve düşüncelerin oluşmasına sebep olabilir.
Çocuğun korumacı bir aile içerisinde yetişmesi, çocuğun kendi ihtiyaçlarını kendisinin gidermeye alışık olmaması, bu konuda yeterli bilgi ve deneyime sahip olmaması, çocukta kendine güven duygusunun oluşmamış olması, istek ve arzularını dile getirmede yetersiz kalması, bunları dile getirmede sıkılgan davranması, çocuğun ailesi tarafından okula terk edileceğini düşünmesi, evde bir kardeşinin olması ve annesinin kardeşi ile baş başa kalacağını düşünmesi gibi sebepler çocuğun okula karşı olumsuz duygu ve düşüncelere sahip olmasına neden olabilmekte ve bu da çocuğun okula başlamasında sıkıntı yaşamasına yol açabilmektedir.
Bunların yanı sıra bir de önceleri okula çok büyük bir hevesle başlayıp aradan kısa bir süre geçtikten sonra okula gelmeyi istememek gibi bir durum da yaşanabilir.
Bazen çocuklar okulu gözlerinde çok büyütmekte, istedikleri her davranışı sergileyebilecekleri, kuralları, kaideleri olmayan mekanlar olarak değerlendirmektedir. Fakat bir dönem sonunda okulun bir takım kuralları olduğunu hissedip, her istediklerini yapamadıklarını gördükleri anda okula gelmekten vazgeçmek isteyebilirler. Yada kendine güveni tam oluşmamış bir çocuk için yaşamış olduğu bir başarısızlık yada arkadaşları arasındaki ufak bir kırgınlık onun okula küsmesine, gelmek istememesine sebep olabilmektedir.
Bazen de çocuklar Anaokuluna başlamayı çok büyük bir hevesle istemekte ve başlangıçta da hiç zorlanmamaktalar.
Ama yine de çocuğun okula başladığı ilk günlerde okulda geçireceği süreyi çok uzun tutmamak, daha yeni başladığı ilk gün çocuğun öğretmenine ve okula alışması ve güven duygusunun oluşması için beklemeden çocuğu yalnız bırakmak, tüm günü okulda geçirmesini beklemek ve istemek çocuğun okula uyumunda zorlanmasına sebep olabilir. Çocuk tüm günü okulda geçirebilecek olgunlukta ve istekte olsa bile okula uyum döneminde okulda geçireceği süreleri kısa tutmak, ertesi gün çocuğun isteyerek okula gelmesini sağlar.
Ayrıca çocuğun ilk başladığı günlerde anne-baba yada çocuğun birlikte kalmaya alışık olduğu bir yetişkin ile birlikte okulda kalması ve çocukta öğretmenine güven duygusu oluşup, katıldığı gruptan arkadaş edinip onlarla paylaşımda bulunması, çocuğun adaptasyon dönemini rahat ve kısa sürede aşmasını sağlar.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Ebeveynin okulda kalması demek öğrenci ile birlikte sınıfa girmesi, öğrencinin bulunduğu her ortamda bulunması anlamında algılanmamalıdır. Anne yada bir başka yetişkinin okulda kalması çocuğun duygusal olarak ona ihtiyacı olduğu anlarda kısa süreli olarak çocukla birlikte olması ama çocuğu öğretmenine ve sınıfa yönlendirmesi demektir. Bu sayede çocuk okulda bırakılmayacağına ve istediği anlarda annesine yada onu okulda bekleyen kişiye ulaşabileceğine ikna olur. Çünkü okula yeni başlayan çocuklarda tedirginliğin ana sebeplerinden biri ailesinin onu okulda bırakacağı ve bir daha almayacağı korkusudur. Ayrıca servis ile okula gidip gelen çocuklarda servis şoförünün evini bulamayacağından korku duymaktadır.
Çocuğun daha önce okula başlama ile ilgili başarısız bir deneyim yaşaması veya aile içerisinde okul ve öğretmen konusunda ebeveynlerinin olumsuz deneyimlerini dinlemiş olması çocuğun okula alışmasında zorlanmasına sebep olabilmekte, adaptasyon süresini uzatabilmektedir.
ANAOKUL VE KREŞE UYUM SÜRECİNDE AİLEYE DÜŞEN GÖREVLER
Okul öncesi eğitim; çocukların zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal gelişimlerini sistemli bir ortam içerisinde daha iyi sağlayan, onlara iyi alışkanlıklar ve davranışlar kazandıran, yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olan bir eğitim dönemidir.
İlk 3 yıl içinde çocukların en etkili rol modeli anne ve babalarıdır. Onlarla girdiği etkileşim sonunda kazandığı davranış kalıplarını pekiştirerek kalıcılaştırması, etkileşim alanlarını genişletmesi için anaokulları kaçınılmaz birer paylaşım alanıdır.
Ancak elbette ki anaokuluna uyum sürecinde birtakım zorluklar yaşanır. Burada yapılması gereken, ebeveynlerin kararlı ve tutarlı davranması, okul ile işbirliği içinde çocuğun okula uyumunu sağlamak için çaba sarf etmeleridir. Çocuğun kreş ve anaokulu reddetmesi halinde, anne-baba, büyükanne ve büyükbabadan herhangi birinin çocuktan yana tutumu ona güç verir ve çocuğun tepkisinin büyümesine sebep olur. Oysa çocuğun katıldığı ilk sosyal kuruma uyumu önemlidir. O yüzden okula gidişin tüm aile üyelerince desteklenmesi beklenir.
Çocuk sabahları okula gelmek istemeyebilir, ağlayabilir karnının, başının ağrıdığını söyleyebilir, kahvaltı yapmaya nazlanabilir. Burada yapılması gereken kararlı olmak, çocuğa başka seçenekler sunmamak (anneanne, babaanne vb.) anlayabileceği bir dille kısa ve öz bir şeklide anaokuluna gitmesi gerektiğini anlatmaktır. Ayrıca anne-babanın, çocuğa tehditle veya sert bir tutumla yaklaşması ya da onu başkalarıyla kıyaslaması problemin çözümünü zorlaştırır.
Çocuk kendisi için neyin iyi ve doğru olduğunu kavrayabilecek durumda değildir ve bu kararları alma görevi size aittir. Genellikle çocuklar kreş ya da anaokuluna gelene kadar ağlayıp, gitmek istemeyip kapıdan içeri girdikleri andan itibaren her şeyi unuturlar. Buradaki önemli noktalardan biride okul kapısında ebeveynin çocukla ayrılık sürecini çok uzatmamasıdır. Onu bıraktığınızda çocuğunuz ağlamaya başlasa bile gittiğiniz konusunda kararlı davranın. Onu öpüp “Ben şimdi gidiyorum,”deyin ve geri geleceğinizi söyleyin. Bunun ne zaman olacağını onun bildiği terimler çerçevesinde anlamasını sağlayın.
Sonra elinizi sallayıp yolunuza devam edin..İyi olduğunu kontrol etmek için durup arkaya göz atmayın.
Çocuğun, mümkünse okula bağımlı olmadığı ebeveyni tarafından götürülmesi de ayrılık sürecini daha da kolaylaştıracaktır.
Son olarak hatırlatmak isterim ki hiçbir isteklerine karşı koyamadığınız, her ağlamalarında telaşa kapıldınız biricik çocuklarınızdan ayrılmak, sizler için de zor bir süreç olsa da yuva ortamı psiko-sosyal gelişimleri adına onlara sunabileceğiniz çok önemli bir fırsattır.
ANNELER VE BABALAR İÇİN :
Bilgi İstasyonu Rehberlik Servisi.
Çocuklar farklı yaş dönemlerinde anne babaya karşı gelirler ve her dönemde inatçılıkları ayrı değerlendirilmelidir. 2 - 4 yaşlarında, çocuk "hayır" diyebilme yeteneğini kazanır. Bu yetenek doğal olarak özellikle anne babayı yorar, zorlar ve bıktırır. Bu kadar küçük, beceriksiz, yetişkin ilgisine muhtaç bir çocuğun yetişkinlere direnmesine ve hatta onları yenebilmesine inanabilmek zordur. Çocuklar bu yeteneklerini daha çok anne babalarıyla ilişkilerinde belirgin şekilde kullanmaktadırlar.
Anne, baba, çocuk; tuvalet eğitimi, yemek yeme, uyuma saatleri ve yuvaya gitme gibi disiplin ya da düzen gerektiren konularda sıklıkla çatışmaya başlarlar. Aslında çatışmaların esas nedeni çocuğun "hayır" deme yeteneğini sergileme arzusudur.
4 - 6 yaşlarda çocuklar evde ve okulöncesi kurumlarda küçük toplumsal kuralları öğrenmeye başlarlar. Bu yaşlarda da halen ben merkezcilikleri sürmekte olan çocukların gözünde en önemli kendileridir ve her şey anında yerine getirilmeli, sevdikleri, istedikleri yanlarında olmalı, en çok onlar sevilmelidirler. Ancak yavaş yavaş toplumsal kuralların öğrenilmesiyle egoistlikleri biraz azalır.
Bahsettiğimiz süreçte; disiplin uygulamaları ile ilgili sorunlar, ebeveynin bu konudaki başarıları veya başarısızlıkları da gündeme gelmektedir. Ebeveyn ve çocuk arasındaki disiplin sorunları bu dönemde çözülemezse ileride kalıcı bir inatlaşma ya da ebeveyne karşı gelme tutumları ortaya çıkmaktadır.
İnatçı bir çocuğu ele aldığımızda pek çok nedenle karşılaşabiliriz. Zor doğum, doğumda havasız kalma, ateşli havale geçirme, uykusuzluk, açlık, dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik gibi durumlar bunlardan bazılarıdır. Bu çocuklar evde, yuvada ve her ortamda aynı inatçılık davranışlarını sergilerler. Ancak bazı çocuklar da sadece yuvada, ya da sadece anne babayla inatlaşır. Bu durumda çocuk ve karşı tarafın tutumları ayrı değerlendirilmelidir. Çünkü artık bir disiplin sorunu olduğu açıktır. Disiplin konusunda neler yapılıyor, neler yapılmıyor, ne yapılmalıdır soruları irdelenmelidir.
Çocuktan bütünüyle değişmesini değil, davranışını değiştirmesini istemeli ve bunu da isteme yöntemini bilmeliyiz. "Senden bıktım, bezdirdin beni, keşke seni doğurmasaydım, ne inatçı çocuksun..." gibi tepkiler doğruca çocuğu hedef alan suçlamalar olup, onun özsaygısını zedeleyerek, bir de sevilmediği duygusunu yaratacaktır. Çocuk istenmediğini, sevilmediğini, zaten baş belası olduğunu düşünerek olumlu bir değişime gayret göstermeyecektir. Ayrıca daha fazla tepki alabilmek için sinemalarını da artıracak ve durum içinden çıkılmaz hale gelecektir.
Kısır döngüye girmeden sorunları çözebilmek için çocuk eğitiminde ana
kuralımız olan "onu kabul ettiğimizi, sevdiğimizi" göstermemiz gerekir. Bizim için değerli olduğunu hissettirirsek, sevgimizi gösterir, olumlu davranışlarına olumlu ve övgü dolu tepkiler verirsek ilk adımı atmış oluruz. Daha sonra uygun dille (ben dili) davranışını neden beğenmediğimizi ve bizde yarattığı olumsuzlukları anlatabiliriz. Çocuğun benliği dışında bir hedef göstermeye dikkat etmeliyiz.
Anne baba olmanın ve bir çocuk yetiştirmenin zorlukları ortadadır. Bazen tahammül sınırları aşılmakta ve bu noktada ne yazık ki iki büyük yanlış yapılmaktadır. Ebeveyn ya çocuğu döver ( benlik saygısı zedelenen çocuk artık hiç bir şeyden korkmaz olur, yüz göz olunur ) ya da taviz verir ( rüşvetsiz hiç bir istenen davranışı yapmayan ve davranışını değiştirmeyen arsız bir çocuk olur ).
Çocuğa disiplin konusunda anne babanın aynı mesajı verebilmesi bir diğer altın kuraldır. Ebeveynin doğruları aynı olmalıdır. Eğer farklı mesaj alırsa çocuk işine gelen tarafı seçip diğer ebeveyni suçlayacaktır.
Bir davranışı değiştirmek için sabırlı olmak, tutarlı olmak ve uygun zamanı beklemek önemlidir. Farklı zamanlarda, anne veya baba aynı davranışa farklı tepkiler verebilir veya çok çabuk davranış değişikliği bekleyebilir çocuktan. Davranış değiştirme, inatçılığı azaltma sabır, tutarlılık ve yaratıcılık isteyen bir eylemdir.
Çocuğa örnek olmak ise etkili yöntemlerin işlemesine yardımcı olur. Onda değişmesini istediğiniz davranışı siz sergilemeyin. Değişen her olumsuz davranışı zamanında görerek ödüllendirin.
BİLGİ İSTASYONU Rehberlik Servisi
GELİŞİMSEL DİSİPLİN YÖNTEMLERİ
Disiplin, her çocuğun gelişiminde önemli bir yer tutar. Çocuğun dış dünyaya uyum sağlamasında ve sosyal yönden onaylanan tutum ve davranışları benimsemesinde yardımcı olur. Çocuğun davranışlarını düzenleyen çeşitli kurallar ve beklentiler disiplini oluşturur.
İyi bir disiplin ortamının sağlanması için en önemli koşul, çocuğun kendisine önem verildiğini, ilgilenildiğini bilmesi ve hissetmesidir. Çocuğa karşı gösterilen tutarlı, saygılı, doğal ve olumlu tutum, onun, uygulanan disiplin kurallarına daha iyi adapte olmasını sağlar.
Kaynaklar;
Çocukta Dış Disiplin mi? İç Disiplin mi?, Dr. Thomas Gordon, Sistem Yayıncılık
ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM
Çocuklar doğaları gereği, cinsiyet farkı, doğum ve anne ve babanın rolleri gibi konularda meraklıdırlar. Bu meraklarını dile getirirler ve merakları giderilene kadar araştırmaya devam ederler. İlk sorular genellikle anne-babalara sorulur. Çocuk anne-babadan tatmin edici bir yanıt alamazsa veya bu konunun yasak ve konuşulmaması gereken bir konu olduğu mesajını alırsa merakı daha da artar ve değişik kaynaklardan sorularına yanıt bulmaya çalışır. Sonuçta elde edeceği bilgi doğru da olsa bu konu anne-baba tarafından açıklıkla konuşulamazsa “yasak ve günah” olan bir konuda meraklanmak ve araştırma yapmak çocukluktan itibaren cinsellikle ilgili suçluluk duygularının oluşumuna neden olacaktır. Her çocuk gelişimi içinde mutlaka önce cinsiyet farkıyla ilgili ardından da doğumla ilgili sorular sorar. İlk sorulara anne-baba olarak nasıl cevap verdiğimiz çok önemlidir. Kaçamak ve yetersiz yanıtlar kadar çocuğun yaşına uygun olmayacak yoğunlukta yanıtlar vermek de çocuk için uygun olmayacaktır.
Cinsel eğitim çocuğun sorularıyla başlar. Çocuğun kendiliğinden doğal olarak merak ettiği ilk şey genellikle cinsiyet farkı ile ilgilidir. Bu merak da 2 yaş civarında ortaya çıkar. “Kız ve erkek ne demek”, “annesi ve babası arasındaki fark nedir?” Eğer farklı cinsiyette bir kardeşi varsa “onunla bu bedensel farkın nedeni nedir?” gibi sorular sormaya başlayabilir. Bu sorulara kaygılanmadan, rahat bir şekilde az ama öz yanıtlar vermek esastır. Kız çocuğun bedeninin ileride çocuk doğurmaya uygun olduğunu, anne memesinin bebeğe süt vermek için oluşmuş olduğunu, erkek çocuğun bedeninin ise baba olmak için farklı olduğunu belirtmek bu yaşlar için yeterli yanıtlar olacaktır. 3-4 yaşlarına gelen çocuklar bebeklerin ve kendilerinin nereden geldiği konusunda meraklanmaya ve soru sormaya başlarlar. Burada da bebeğin annenin karnında büyüdüğünü, yeterince büyüdüğünde de anne karnından kolayca çıkabildiğini söylemek uygun olacaktır. Bu bilgi verilirken doğumun acılı ve sıkıntılı yanları yerine bebek sahibi olmanın keyfi ve güzelliğinin vurgulanması daha uygundur. Aksi halde çocuk dünyaya gelirken annesinin canını acıttığı düşüncesine kapılabilir ve suçluluk duyguları yaşayabilir. Bu tarz cevaplar konunun tamamen anlaşılmasına yardımcı olmayabilir ama çocuğun merakını giderdiği için başlangıçta yeterli olacaktır. Ardından bebeğin anneni içine nasıl girdiği merak edilmeye başlanır. Bu soru genelde 5-6 yaş civarı merak edilen bir sorudur. Annenin karnında anneye ait minik bir yumurta olduğu ve bu yumurtanın babadaki minik bir tohumla birleşip bebeklerin en minik halini oluşturduğu anlatılmalıdır. Bu sorunun yanıtı için doğadan bazı örnekler verilebilir. Cinsel ilişki ise ancak anne-babanın sevgi ile birbiriyle teması şeklinde ancak 7 yaş civarında anlatılmalıdır. Çünkü 7 yaş öncesinde çocuklar bu konuyu anlamakta güçlük çekebilirler ve bu da kafalarının karışmasına neden olabilir.
Çocukların cinsel konulardaki soruları yanıtlanırken abartılı ve fazla detaylı açıklamalardan kaçınılmalıdır. Yanıtlarımızı çocukların sorularına göre şekillendirmeliyiz. Çocuk zaten kendi ihtiyaç duyduğu şeyi soracak ve yanıttan tatmin olursa daha ileriye gitmeyecektir. Yeni bir soru sorduğunda bu sorunun (yaşına uygun) yanıtına hazır demektir.
3-6 yaş arasında çocuklarda mastürbasyon etkinliğine rastlanabilir. Bu, çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine ait bir ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Bu dönemde kız çocuk babaya, erkek çocuk anneye sevgi ve bağlılık hisseder. Bu dönem aynı zamanda çocuğun çeşitli yetişkin rolleriyle özdeşleşmeye başladığı bir dönemdir. Toplumsal çevre bilinci geliştikçe çocuk cinsel rollerin doğasını anlamaya başlar ve aynı cinsten anne-babasının oynadığı rolü kazanmayı ister. Bu istek onu bu rolün sahibiyle çatışmaya sokabilir ve çocuk “erkek” ya da “ ;kız” kimliğini kazanmaya başlar. Bu geçiş annelik ve babalık rollerinin kesin olarak ayırdedilmesini gerektirir. Bu dönemde anneye düşen sorumluluk çocuğa bağlılığından kurtulmak, çocuktaki engellenmenin, bağımlılığın ve saldırganlığın simgesel anlatımları karşısında hoşgörülü ve anlayışlı olmak, çocuğu “kız çocuk” veya “erkek çocuk” rolüyle kabul edip onaylamaktır. Baba ise anneye bağımlılığından kurtulması için yardı |